Subscribe

Yavuz Bahadıroğlu Hakkında


Hakkında kelimesini kullanınca hemen biyografisini yazacağım anlamını çıkarmayın. Sadece onun hakkında düşündüklerimi açıklamak istedim.
Yavuz BAHADIROĞLU’nun ilk olarak 4. Sınıfımda aldığım Mısır’a Doğru adlı kitabından tanıdım. Kitabı aldım ama hiç kitap okuyan biri değildim o zamanlar. İlk 40 sayfasını okudum ama sıkılıp bıraktım. 5. sınıfa geçtiğimde kitabı tekrar elime aldım ve adeta büyüsüne kapıldım. Kısa zamanda kitap okumayan Furkan gitmiş yerine bir kitap kurdu gelmişti. (İlçede oturuyorum.) İlimize gittiğimde tek isteğim nt’ye gitmekti artık (BAHADIROĞLU’nun kitaplarının büyük bir kısmı orada satılıyordu.). Gidip sadece BAHADIROĞLU’nun kitaplarından alıyordum. Benim için şehre gitmenin tek amacı buydu. Çok seviyordum. Şehzade Selim’den Merhaba Söğüt’e, Sunguroğlu’lardan Çaka Bey’e, Buhara Yanıyor, Elveda Buhara’lardan Endülüs’e Veda’ya…birçok kitabını okudum. Ama yavaş yavaş elimden bırakmaya başladım. Çünkü artık her kitapta aynı olayı ele aldığını gördüm.
Bir süre sonra BAHADIROĞLU’ndan koptum. Benim için hem “tarihi sevdiren adam” hem de “kitapları sevdiren adam” olmuştu ama onun gerçekte bir tarihçi sıfatı yoktu. O aslında bir romancıydı. Yazdığı kitapların birçoğu tarihi gerçekler olsa bile tamamen taraflı davranmıştı.Hiçbir zaman karşı tarafında iyi olduğunu kabul etmemişti. Bu nedenle ona romancı demekten başka bir izah yok daha doğrusu tarihi ”romancı”. Sonradan okumaya başladığım Mustafa ARMAĞAN böyle düşünmemi sağladı aslında. Gerçek tarihçiliğin roman yazmak olmadığını anladım. Artık tarihin sadece hayali kahramanlardan oluşmadığını anladım. Sayın Yavuz BAHADIROĞLU, sizi hala seviyorum ve yeni çıkan kitaplarınızı inceliyorum. Ama bu sizi okuyacağım (okumaya devam edeceğim) manasına gelmez. Ama size olan merakım devam edecektir.

0 Yorum:

Yorum Gönder

Share

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More